‘’Umarım uslu bir bebek olur ‘’gibi merak içeren
pek çok cümle geçer ve sonunda tüm dilekler tek bir cümlede toplanır ‘’Aman
sağlıklı olsun da gerisi çok da mühim değil.’’
Sonunda beklenen gün gelir ve yavrumuzu kucağımıza
aldığımız an tüm bu sorular önemini yitirerek geride kalır.O andan itibaren
çocuğunuz için yaşar,onun için yer,içer,kendinize ve ona en iyi şekilde bakmaya
çalışırsınız.Anneliğe adaptasyon sürecinin ardından onun geleceği hakkında
hayaller kurmaya,planlar yapmaya başlarsınız; en güzel okularda okuyacak,çok
başarlı olacak,çok iyi bir insan olacak,ailesi ve ülkesi için hayırlı bir evlat
olacak .........
Şimdi tüm bu hayallerinizin yıkıldığını, yapılan
planların hepsinin çöpe atılması gerektiğini hatta belki de siz göçtükten sonra
varsa bir yakının ya da devlet
kurumlarının insafına kaldığını,onlara bağımlı yaşamak zorunda kalabileceğini
İnsan böyle bir şeyi aklından bile geçirmek
istemiyor değil mi?
İlk annelik tecrübem olmadığı için bu sefer
deneyimli bir anneydim.Birbirimizi tanımamız anlamamız uzun sürmedi.Zaten çok
uyumlu,sağlıklı bir bebekti.Hatta kırkı çıkmadan gülücükler,agucuklar
başlamıştı. Yegane sorun her zamanki gibi sütüm yetmiyor ,anne sütünün yanısıra
mama da kullanıyordum. O kadar sağlıklı bir gelişimi vardı ki çocuk doktorumuz ‘’bu
çocuk erken konuşacak ,çok akıllı ‘’ diyordu.Aslında böyle olacağını biz de
görebiliyorduk.
1,5 yaşına kadar gelişimi çok iyiydi.1,5 yaşından
sonra hemen her besini sorunsuz tüketen hatta gurme diyebileceğiiz kadar
lezzetten anlayan çocuğumuza bir haller oldu.Tabii bunu önceleri
farkedemedik.Zira yiyebildiği yemekler okadar çoktu ki bazılarını yemeyi
zamanla kestiğini anlamamız biraz zaman aldı..
İlk oğlumun
2 yaşından önce tek kelimesi yoktu. 2.5 yaşında direk cümle kurarak konuşmaya
başladı.Küçüğüm de öyle olacak sandım.Üstelik 1 yaşına gelmeden kelimeleri
başlamıştı.O kelimler nereye gittiler? Ne oluyor bu çocuğa?
Belkide Abisi gibi olacak,pat diye konuşmaya
başlayacak diye bekledim,bekledim,....
Beklediğim gün bir türlü gelmiyor üstelik eve gelen
misafirlerle ilgilenmeyi bırakıyor,oyuncakları ile alışılmadık şekillerde
oynamaya başlıyordu.Biz seslenince bizi duymuyor gibi davranmasına rağmen TV
deki reklam cıngılını evin en uzak köşesinden duyup, koşarak geliyordu. Kral TV
deki kliplere çok ilgi göstermeye başlaması ile artık kafam iyiden iyiye
karışmaya başlamıştı.
Birgün televizyonda bir uzmanın Kral TV hastalığı
gibi birşeyden bahsettiğini işittim.’’Çok fazla klip izleyen çocuklar çevreleri
ile ilgilerini kesmeye başlıyorlar’’ gibi bir cümle sarfetmişti. Ben çalışan
bir anneydim.Belki de evdeki bakıcı çok televizyon seyrettiriyordur diye
düşünüp oğlumu bir kreşe vermeye karar verdim. Uygun bir kreş bulmam biraz
zamanımı aldı.Pek çok anne ne demek istediğimi anlıyordur.Üstelik küçük bir
şehirde işler beklediğimden de zordu.
Nihayet istediğim gibi bir yuva buldum!Yeni ve
moderndi,herşey en ince detaya kadar düşünülmüştü. Çok sevinmiştim.Ohh nihayet
oğlum çocuklarla birlikte olacak ve kısa zamanda konuşmaya başlayacaktı.
İlk haftanın sonunda kreş psikoloğunun beni görmek
istediğini ilettiler.Bu gün bile hatırlıyorum bir Cuma günüydü.Biraz hoş beşten
sonra
- Serpil hanım, oğlunuz da yolunda gitmeyen bazı
şeyler var farkındasınız sanırım.
-Evet,konuşması gecikti, yaşıtları ile birlikte
olursa iyi olacağını düşündüm. Bu nedenle kreşe başlattım.
-Çok doğru yapmışsınız.Fakat tek sorunu konuşma
gecikmesi değil, iletişim problemi de var. Aslında birkaç kez görmekle bu
yaştaki bir çocuk için ‘’Otizmli’’ demek biraz güç ama bir sorunu olduğu da
aşikar. Bence Ankara,İstanbul gibi büyük şehirlerdeki hocalarla görüşmenizde
fayda var. İsterseniz size bir randevu ayarlayabilirim.
İlk anın şoku mu yoksa zaten yolunda gitmeyen
durumun adı konulduğundan mı bilemediğim bir sakinlik ve içimi kaplayan huzurla
kendisine teşekkür edip evime gittim.
OTİZM !!! ne demek bildiğim tam söylenemezdi tabii.
O yıllarda otizmden pek bahsedilmez hatta etrafta hiç otizmli bir insan
göremezdik.Otizm ile ilgili tek bildiğim şey ‘’ Yağmur Adam’’ filmiydi.Sanırım
dahi gibi birşeydi diyordum kendi kendime.Evet evet zaten dahiler genelde geç
konuşurlar .Abisi de çok zeki ,kendi kendine 3 yaşında okuma yazma öğrenmişti.
Demekki benim çocuklarımın zekası fazla geliyor onlara....gibi abuk subuk bir
sürü düşünce geçti kafamdan...
Akşam eşime durumu anlattığım da ‘’ Kesinlikle
olamaz. Çünkü Otizm çok ağır bir tablo. Fakültesindeyken o tür çocukları çok
gördüm,hiç benzemiyorlar bizim oğlumuza dedi.
Kendilerine dokundurtmazlar,banyo yapmayı
sevmezler.Oysa bizim çocuğumuz öpüş öpüş bir çocuk.Banyoyu da banyoda uyuyacak
kadar çok seviyor.’’ Vs.......
Bir kaç gün sonra bu böyle olmayacak ‘’gerçekte
otizm ne’’ bilmem lazım diyerek bulabildiğim bir kaç kitabı aldım ve hemen okumaya
başladım. Okuduktan sonra yaşadığım ŞOK’u size tarif etmem imkansız. Bu gün
bile kitapları yazan uzmanların daha
duyarlı olmaları ve okuyan aileleri ümitsizliğe sevketmemek için cümlelerini
daha özenli seçmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Sanırım en az altı ay kadar ne yaptığımı bilmez
vaziyetteydim ve iki yıl kadar kuaföre bile gitmediğimi, gitmek istemediğimi
hatırlıyorum.Genç kızlığımda engelli
çocuğu olan anneler gördüğümde merak
ederdim;
Nasıl dayanıyorlar?
İçlerinde yaşam sevinci nasıl kalıyor?
Her şeye rağmen bakımlı olmayı nasıl sürdürüyorlar
?
Eşimi çocuğumuzun otizmli olabileceğine ikna
ettikten sonra Ankarada deneyimli bir uzmandan randevu aldık.Oğlumuzu gözlemlediler,istersek
nöroloji servisine de götürebileceğimizi söyleyerek bizi iyi bir özel eğitim (rehabilitasyon
merkezi)kurumuna yönlendirdiler.Altı ay sonra tekrar gelin diyerek de uğurladılar.
Kendi kendime ‘’Bu mu yani,yapılacak başka bir şey
yok mu?’’ dedim.
Bu konuda söyleyecek çok sözüm var.Ama onları diğer
yazılarımda ele almam daha iyi olur diye düşünüyorum. Aksi halde yazdıklarım
romana dönüşecek.
Yaşadığımız yerde iyi bir özel eğitim kurumu
bulunmuyordu.En değerli aylarımızı yeni bir düzen kurmak ve araştırma yapmakla
harcadık.Bu süreç neredeyse bir yılımızı aldı. Şimdilerde bu süre biraz daha
kısa sürüyor.Son on yılda Otizm sorununun giderek artması , ailelerin bilinçlenmesi
ve talep etmesini öğrenmeye başlamaları bazı olumlu değişiklikleri de beraberinde
getiriyor.
Geriye önüp baktığım zaman ilk bir yılımızı iyi
kullanamamış olsak da pek çok otizmli annesinden daha şanslı olduğumu
görüyorum.
En azından ilk şokumu işini bilen,kibar ve duyarlı
bir psikolog sayesinde daha sorunsuz ve kademe kademe yaşadım.
Ne yazık ki pek çok aile bu kadar şanslı olmuyor ...






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder